Lion


 04.03.2017

5 yaşındaki Saroo Hindistan’ın kırsal bir bölgesinde yaşamaktadır. Abisi Godoo ile trenlerden çaldıkları kömürleri satarak taş ocağında taş taşıyan annelerine ve küçük kız kardeşlerine destek olmaktadırlar. Saroo ve abisi yine bir gece istasyona giderler. Uykusu gelen Saroo’yu tren garında bir bank üzerinde bırakan Godoo kendisi gelene dek bankta beklemesini söyler. Gecenin ilerleyen saatlerinde uyanan Saroo garda abisini arar. Bulamayınca bir trenin vagonuna giren Saroo uyandığında hareket eden bir trenin içinde evinden kilometrelerce uzağa gitmektedir. 2 gün sonra aynı topraklar içinde olmasına rağmen farklı bir dilin konuşulduğu Kalküta’da iner. Kaybolmuştur ve bir türlü ailesi hakkında bilgi verememektedir. Kısa bir süre yetimhanede kalan Saroo bir süre sonra Avusturalya’lı bir çift tarafından evlat edinilerek Tanzanya’ya gider. İyi bir hayat süren, iyi bir eğitim alan Saroo bir süre sonra hep yüreğinin bir köşesinde bastırdığı köklerine dair özlemini bastıramayacağını anlayarak biyolojik ailesini arayamaya karar verir. Aklında kalan silik görüntülerin izini sürerek nihayet ait olduğu yeri bulur. Onu evlat edinen annesine; “Bu zamana dek size nankörlük yaptığımı düşünmenizi istemediğim için bu duygumu hep bastırdım ama yaşadığım yeri buldum, onlara hayatta olduğumu söylemem gerek.” der.
“Git ve onlara iyi olduğunu göster.” der annesi.
Saroo’nun 5 yaşında kendi dilinde “anneciğim, anneciğim” diyerek kaybolduğu ülkeye 20 yıl sonra dönüşünde anneciğini başka bir dille aramasını sanırım unutamayacağım. Biyolojik annesiyle kavuşması, abisi Godoo’nun artık yaşamıyor oluşu, küçük kız kardeşinin büyümüş olması…
Evlat edinen annesini telefonla araması ve;
“Annemi buldum anne, beni büyüttüğünüz için her ikinize de minnettarım” demesi…
Filmin gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanması ve son sahnelerde gerçek kişilerin gösterilmesi. Evlat edinen annenin Hindistan’a gelerek biyolojik anneye sarılması sonra birlikte Saroo’yu aralarına aldıkları o sahneler…
Evet, sanırım ne kadar ağladığımı anlatmama gerek yok.
Evet, bir kez daha anladım ki “biyolojik kökü” bilmek, anlamak önemli.
Evet, başka türlü hep eksik kalacak çocuklarımız.

20.02.2017

Sevgili D.

Bugün bana instagram üzerinden istek gönderdiğinde şaşırdım. Asla kötü bir amacın olduğunu düşünmedim, hiçbir zaman olmadı bunu biliyorum. Sadece Elif Ada’yı merak ettiğini düşündüm.
Bizim seninle kaderimiz analarımızın rahminden çıktığımız gün bağlandı aslında. Sadece hayat bizi bir araya getirene dek biz bunu bilmiyorduk. Senin karnında can bulan, beni hayata bağlayan oldu.
Ben korkularımdan vazgeçeli ve hayata başka bambaşka bir pencereden bakmaya başlayalı çok oldu.
İyi ki yazdın bana, iyi ki ilk kez yazıştık Elif Ada hakkında.
İyi ki gönderdim sana ilkokula başladığı fotoğrafı.
Hakkındı çünkü.
O gün sana yazamadığım ama bilmeni istediğim bazı şeyler daha var.
Elif Ada solak, ilk solak olduğunu farkettiğimde deli gibi sevindiğimi bilmeni istiyorum gerçi bu durum el yazısı serüveninde zorluk çıkardı ama yine de iyi ki solak oldu.
Matematiği çok iyi. En severek yaptığı ödev hep matematik oluyor. Merhametli ve sevecen bir çocuk oldu. Hayvanları çok seviyor, büyüdüğünde sanırım bir sürü kedisi olacak. Çok cesur ama bir o kadar da kırılgan küçücük bir kalbi var. Çok soru soruyor ve sorguluyor. Hayatı anlamaya ve öğrenmeye çalışırken bizim de ona her zaman iyiyi ve doğruyu göstermek için rehber olduğumuzu bilmeni istiyorum.
Hayat onu incitmesin diye var gücümle mücadele verdiğimi bilmeni istiyorum.
Yazışmamızın sonunda “Yüreğini ferah tut, o bizim canımızın içi” diye yazdığımda;
“ Her zaman rahat, çünkü sen varsın!” dediğin için binlerce kez teşekkür ederim.
Bu hayata iz bırakan bir sürü kadın var D.
Bizim izimiz de Elif Ada olacak.
Sen köküsün, ben gövdesi…
İkimizin yüreğinin değdiği bu ağacın en güzel yaprağı olarak yeşerecek ve büyüyecek Elif Ada…
Bu zamana dek fark etmediğim bir şey daha var;
İkimizin adının da D ile başlıyor oluşu…
Bu bir tesadüf olabilir mi?
Eğer öyleyse bile bu hayattaki en güzel tesadüf olsun.
Kocaman yüreğinden, gözlerinden öperim.
Yolun, bahtın her daim açık olsun…
Sevgiler D.

28.01.2017

… “Kaldı ki, bir gün biyolojik annesini tanımak istediğinde bu onun en doğal hakkı değil mi?
Aynı koşullarda siz olsaydınız, sizi siz yapan gerçeği bilmek, tanımak istemez miydiniz?
Ben isterdim!
Eğer biyolojik annesine bir duygu barındırması gerekirse onu sevmesini mi, ondan nefret etmesini mi isterdiniz? 
Hangisi bir çocuğun kalbini daha çok acıtır?
Ben günlerce, gecelerce kendime hep bunları sordum.
Ve dedim ki;
Eğer nefret ederse kalbi kurur.
Sever mi? 
Bilmem. 
Ya severse?
Sevsin.”
Duygu

29.07.2016

“Elif Ada’m…
Bilmeni istediğim şey şu annecim;
Bir gün biyolojik anneni bulmak istersen hep yanındayım.
Sarılmak istersen sarıl.
Ve evet itiraf ediyorum ki,
Bir gün anne demek istersen…
Diyebilirsin.
Eğer bu seni mutlu edecek, eğer nefes almanı kolaylaştıracak, eğer yüreğini hafifletecekse ben artık korkmuyorum annecim.
Ama ne olur ondan nefret edip, öfkenin yüreğini ele geçirmesine izin verme!
Çünkü artık korktuğum tek şey yüreği ele geçiren öfkedir.
Anne olmak fedakar,
Anne olmak böyle bir şeymiş işte!
Sen yeter ki mutlu ol,
Sen yeter ki iyi ol.
9 ay karnında sana can veren de,
Bir ömür boyu senin sevginle can bulan da annendir.”
Daima Sevgimle Annen



Bir Tüp Bebek Macerası



Siz hiç tüp bebek tedavisi için toplanmış aileleri bir arada gördünüz mü?
Görmediyseniz ben anlatayım…

Tüp bebek merkezlerinin kocaman salonları olur. O salonda üçlü, ikili, tekli koltuklar olur. Tekli koltuklara genelde o salonda bulunmaktan çekinen ve bu sebepten ötürü bir içeri bir dışarı girip çıkan adamların eşleri oturur. Ortada kocaman bir sehpa, sehpanın üzerinde bir takım gazeteler ve çocuk dergileri bulunur.
Salonun duvarlarında, o merkezi tercih eden ve tercihlerinde haklı çıkan bir sürü ailenin bebekleri ile birlikte, kimi bebeklerinde doktorları ile sevgi yumağı fotoğrafları olur.

Beklemekten sıkılan kadınlar o fotoğraflara sayısız kere bakar dururlar. Ve içlerinden “belki bir gün benimde burada fotoğrafım olur.” diye iç geçirirler. Onlar içinden diler ama o salondaki herkes bu dileği duyar ve "Amin"der.

O salonda bakışarak konuşabilirsiniz, bakışarak anlaşıp, bakışarak “inşallah” diyebilirsiniz. Bakışmanın da ötesinde konuşmaya karar verdiğinizde ilk sorunuz “Adınız ne?” olmaz, “Bu kaçıncı denemeniz?”dir. Çünkü o salonda malını, mülkünü, varını, yoğunu satan ve bu hayattaki tek dileği anne olmak isteyen, gülümsemesi yanağından kucağına düşmüş kadınlar oturur.

Ellerine boş bir bardak tutuşturulup odaya alınan erkeklerin, bir müddet sonra o bardak elinde çıktığında hasbelkader hemşire oralarda yoksa elindeki bardağı bir yere mi koysa, arkasını dönüp tekrar odaya mı girse yoksa o bardağı fırlatıp atsa mı şaşkınlığı ve mahcubiyeti bütün bir salona yayılır. Ve herkes o adam daha fazla mahçup olmasın diye yoktan yere sohbete başlayabilir, sehpanın üzerindeki dergiyi kucağına alıp okuyormuş gibi yapabilir, yorgunluktan uyuyormuş gibi gözlerini kapatabilir, olmayan manzarayı seyredilir camdan.
Bari bu kez olsun, bari bu kez tutsun!

Yumurtalarınız uyarılsın diye göbeğinizden, bacağınızdan vurulduğunuz iğnelerden, aldığınız sayısız hormon ilacından sonra oturamaz, otursanız da kalkamaz hale gelirsiniz. Oturmanızdan anlaşılır tedavinin hangi aşamasında olduğunuz…

Toplanan yumurtalar sonrası belden aşağınız yok sanarak açarsınız gözlerinizi, öncesinde kapattığınız odada.
O kadınlar yürüyemez merkezden çıkarken. Eşleri tutar kollarından, kanadından...
Bari bu kez olsun, bari bu kez tutsun!

Transfer sonrası o merkezden ayrılırken o ana dek adını sormak aklınıza gelmeyen ama artık tanıdık ve can yoldaşı olduğunuz nice kadınla telefon numaralarını alıp verirken öğrenirsiniz adını. Ne de olsa müjdeli haberi vermek için arayacaksınızdır birbirinizi.

Siz hiç tranfer sonrası bir kadın gördünüz mü?
Görmediyseniz ben anlatayım…

Merkezden yavaş yavaş yürüyerek çıkan kadın, artık eve hangi arabayla gidecekse onun arka koltuğuna uzanır.
Yolda herhangi bir tümseği görmeyen ve o tümsekte yavaşlamayıp, arabayı zıplatan kocaya veyahut şoför her kimse ona çemkirilir. Arabanın içinde yaşanan kriz bir süre sonra, defalarca yapılan uyarılar sonrası çözümlenir.

Evine varan transfer sonrası kadın şanslıysa annesi yoksa eşinin dostunun onun için hazırladığı yatağa yatar. Ve önündeki 15 kritik gün için dua etmeye başlar. Bir de yanında hiç kimsesi olmayan ve bu sancılı süreci tek başına geçirmek zorunda kalan kadınlar vardır. O kadınların bizim dualarımıza ihtiyacı daha fazladır.
Yemeğini o yatakta yer, suyunu o yatakta içer, o yatakta uyur, o yatakta uyanır.

Çişini son raddesine kadar tutan bu kadınlar işemeye,
Gaz çıkarmaya,
Öksürmeye,
Hapşurmaya korkarlar.
Hapşuruğunu tutamadığı için saatlerce ağlayan bu kadını yanında kim varsa teselli etmekten o sorumludur.
Beden ve zihin sürekli tartışma halindedir.
Beden; “ Bu şey de neyin nesi, ben yapmadım, o yüzden bir an önce atmam gerek!” derken,
Zihin; “Ne olursun çeneni kapat ve bir kere de senin kontrolün dışında gelişen bu şeye sahip ol, ne olur der, yalvarırım.” der.
Daha ne desin!
O yatakta beklemek çok zordur...

Bu zorlu süreçte sona yaklaşılırken yapılan gebelik testi sonucuna göre iki şey söylenebilir;

Sonuç Pozitif mi?
Ne mutlu size.
Sonuç Negatif mi?
Evlat edinme de bir doğum şeklidir.
Sevgiler
Elif Ada'nın Annesi

Baba Notları


...
Artık telefonumun alarmını iptal etmeyi düşünüyorum. Alarm saati olan altıyı on geçmeden önce mutlaka uyandırıyorsun beni. Kalktım her zamanki gibi çocuk kanalını açtım ve tıraşa gittim. Yanıma geldin ve tıraş sabununu sordun. Sakalımı yumuşatması için sürdüğümü söyledim. “Dur bekle” dedikten sonra gittin ve elinde yumoşla döndün. Annen daha önce çamaşır makinesine koyarken sormuştun ve çamaşırları yumuşattığını söylemiştik. “Baba bu da yumuşatır” diyerek bana yumoşu uzattın. Senin bu konuları birbiriyle bağdaştırmanı hayranlıkla izliyorum. Akşam geldiğimde uyuyordun. Böyle zamanlarda yani seninle vakit geçiremediğim akşamlarda daha fazla özlediğimi hissediyorum. 11.03.2013